Yeni Şafak yazarı Yaşar Süngü,

Özelde Türkiye, genelde Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere İslam dünyasının yenmesi gereken üç tane düşmanı var:



Cehalet, yoksulluk ve ihtilaf.



Bizi yoksul bırakan, eğitimsiz, niteliksiz bireylere dönüştüren ve içimizde sürekli kavga üreten bu 3 düşmanı Bediüzzaman Said Nursi bu asrın başlarında tesbit etmiş ve adlarını da cehalet ağa, zaruret efendi ve husumet bey koymuş.


Madden ve manen zenginleşmenin önündeki bu 3 engeli yüzyıldır aşamadık.


Aşsaydık İslam dünyası böyle parça parça olmazdı.


Aşsaydık Afganistanlı, Iraklı, Suriyeli Müslümanlar, Hristiyan dünyasına sığınmak zorunda kalmazdı.


Aşsaydık Hristiyan Avrupa'dan merhamet dilenmek zorunda kalmazdık


Aşamadık.



Bu dinin ilk emri oku olmasına rağmen okumadık.


Okumadığımız için dünyanın gidişatını göremedik.


Dünyanın gittiği yöne ters gitmekte direndiğimiz için de yoksul kaldık.


Yoksul kalınca da kavgaya başladık.


Cehaleti öldürmeden yoksulluğu, yoksulluğu bitirmeden ihtilafı kaldıramayız.


*
Cebimiz gibi gönlümüz ve dilimiz de fakirleşti.


Yaşam diye bir kelime koydular, ömür ve hayat öldü.


Zorunlu diye bir kelime koydular, zaruret ve mecburiyet yok oldu.


Ahlak azalınca, ismini değiştirip etik koyduk ve rahatladık.


*
Her yıl dünya 1 Mayıs işçi bayramını davul zurnayla oynayarak kutlarken biz kavga döğüşle geçirdik.


İlk kez bu yıl kavgasız gürültüsüz neşeyle geçirme konusunda anlaştık.


Bu yıl DİSK Bakırköy'de, Türk-İş Çanakkale'de, Hak-İş de Sakarya'da kutlayacak 1 Mayıs'ı.


2 İşçi sendikasının kutlama için tercih ettiği yerler de anlamlı.


Hak-İş'in 1 Mayıs için seçtiği Sakarya en önemli üretim merkezlerinden.


Türk-İş'in seçtiği yer olan Çanakkale, Türkü ve Kürtüyle Arabı, Çerkezi, Lazıyla bu memleketin kurtuluşu için düşmana karşı aynı cephede omuz omuza savaşılan yer olduğu için anlamlı.


Ancak DİSK'in 1 Mayıs için neden Bakırköy'ü tercih ettiğini anlayamadım. Manidar bir seçim!


Demek ki üzüm yemek isteyince anlaşma oluyormuş.


Bağcıyı dövmek istedikten sonra bahane çok.


Hele de bu memlekette.


*
Türkiye'nin şu an odaklanması gereken en öncelikli sorunu terör.


Hergün gelen şehit haberleri toplumun en acı yarası.


Her şehit haberi bu yarayı kanatıyor.


İktidar, muhalefet, iş dünyası, üniversiteler, bürokrasi bu soruna kilitlenmeli.


Devlet silahlı gücünü kullanarak içerde ve dışarda yuvalanan bu terör odaklarını bitirmeli.


İstanbul'da, Ankara'da İzmir'de Bursa'da oturan bir vatandaşın güvenliği ile Diyarbakır'da, Nusaybin'de Şırnak'da Cizre'de, Kilis'te oturan vatandaşın güvenliği, devlet nazarında aynı olmalı.


Sınırımızın içinden ve ötesinden gelen saldırılara en etkin ve caydırıcı cevap verilmeli.


Elalem ne der dememeli.


Düşman sana düşmanlık yapmadan önce 40 kere düşünmeli.


Devlet budur.


*
Türkiye'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için Çanakkale ruhuna ihtiyacı var.


O dönemdeki ruhu yansıtması açısından şöyle ilginç bir anı okumuştum.


Bir Fransız entelektüel, Çanakkale Savaşı sırasında Trakya'da dolaşmaktadır. Ordusu, en zor zamanında böylesine müthiş bir direniş sergileyen bir milletin cephe gerisinde ne yaptığını, nasıl yaşadığını merak etmektedir.


Yolu bir kenar mahalleye düşer.


Sokakta üç çocuk görür, üstleri başları perişandır.


Kıyafetleri çeşitli çuvallardan uydurulmuştur.


Neşe içinde oynayan çocuklarla konuşmak ister.


Öğrenir ki; babaları cephededir.


Tam o sırada kenardaki ha yıkıldı ha yıkılacak şekilde duran bir kulübeden çilesi yüzüne heybet olarak vurmuş epeyce yaşlı bir kadın çıkar.


Ve çocuklara doğru seslenir: “Cihangir, Gazanfer, Muzaffer! Oğlum, çorba yaptım gelin için!”


Fransız aydını, o heybetli Anadolu ninesinin haykırdığı isimlerin anlamlarını öğrenir ve “En mağlup zamanında bile çocuklarına Cihangir (Cihanı fetheden), Gazanfer (Kükremiş arslan) ve Muzaffer (Zafer kazanan) ismi veren bir millet asla mağlup olamaz!” der.


İşte aradığımız ruh.

Kaynak: Yenişafak