Hüsnü Bayram Ağabey'den umum nur talebelerine bir mektup
Bismihi Subhanehu
Pek aziz ve kahraman kardeşlerim, Nurlara karşı tam sadık ve hizmette sarsılmaz sebatkar arkadaşlarım! 
Geçen gazamız için vatan ve memleketimize geçmiş olsun der, sizleri tebrik ederim. Risale-i Nur, bu vatan ve millete emniyet ve asayişi temin eden ve kalblere birer yasakçı bırakan imani eserdir. Nur talebeleri Risale-i Nur'da ki tahkiki iman derslerinin verdiği iman kuvvetiyle metin, salabetli ve mağlup edilmez bir hizbü'l Kuran ve fethedilmez bir kal'a halindedirler. 
Şimdi bu zamanda Nur talebeleri için en mühim mesele Nurları sebat ve sadakatla okumaktır. Kardeşlerim şu noktaya nazar-ı dikkat ediniz; "Bu gizli din düşmanları ve münafıklar çoktandır anladılar ki, Nur talebelerinin kefenleri boyunlarındadır. Onları, Risale-i Nurdan ve Üstadlarından ayırmak kabil değildir. Bunun için şeytanî plânlarını, desiselerini değiştirdiler. Bir zayıf damarlarından veya sâfiyetlerinden istifade ederiz fikriyle aldatmak yolunu tuttular. O münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost suretine girerek, bazen de talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmettir; bu da onlarla mücadeledir. Şu malûmatı elde edersen, Risale-i Nura daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eserdir.” gibi bir takım kandırışlarla sırf o Nur talebesinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarını çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Veyahut da maaş, servet, mevki, şöhret gibi şeylerle aldatmaya veya korkutmakla hizmetten vazgeçirmeye gayret ediyorlar. Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, ruhî, kalbî intibah ve uyanıklık veriyor ki; bütün böyle aldatmalar, bizi Risale-i Nura şiddetle sevk ve teşvik ve o dessas münafıkların maksatlarının tam aksine olarak bir tesir ve bir netice hâsıl ediyor. Fesübhanallah!.. Hattâ öyle Nur talebeleri meydana gelmektedir ki, asıl halis niyet ve kudsî gayeden sonra -bir sebep olarak da- münafıkların mezkûr plânlarının inadına, rağmına dünyayı terk edip kendini Risale-i Nura vakfediyor ve Üstadımızın dediği gibi diyorlar: “Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zamanıdır.”
Evet aziz kardeşlerimiz Nur talebesi ancak Nurlarla meşgul olur, Nurları okur, Nurları konuşur, havadis-i nuriyeyi birbirlerine naklederler. 
Ali Ulvi Kurucu ne güzel teşhis etmiş; 
Üstadın meşreb ve mesleğini tamamen anladıktan sonra, artık onun yüksek iktisatçılığını böyle yemek içmek gibi basit şeylerle mukayese etmeyi çok görüyorum. Zira, bu büyük insanın yüksek iktisatçılığını mânevî sahalarda tatbik etmek ve maddî olmayan ölçülerle ölçmek lâzımgelir. 

Meselâ Üstad, bu yüksek iktisatçılık kudretini sırf yemek, içmek, giymek gibi basit şeylerle değil; bilâkis fikir, zihin, istidad, kabiliyet, vakit, zaman, nefis ve nefes gibi mânevî ve mücerred kıymetlerin israf ve heder edilmemesi ile ölçen bir dâhidir. Ve bütün ömrü boyunca bir karakter halinde takip ettiği bu titiz muhasebe ve murakabe usulünü, bütün talebelerine de telkin etmiştir. Binaenaleyh bir Nur Talebesine olur olmaz eseri okutturmak ve her sözü dinlettirmek kolay bir şey değildir. Zira onun, gönlünün mihrak noktasında yazılı olan şu “Dikkat!” kelimesi, en hassas bir kontrol vazifesi görmektedir. 

Herbirerleriniz birer genç Said olmaya namzet Nurun kahramanları, Risalei Nur hizmet-i kudsiyey-i nuriyesi bizden tam sadakat ve sarsılmaz bir sebat istiyor dedik, öyle mi? İşte bakınız muazzez Üstadımız şu gelen mektuplarında bizlere neler emrediyor; 

Risaleti’n-Nur hakaik-ı İslâmiyeye dâir ihtiyaçlara kâfi geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaleti’n-Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine onbeş haftada Risaleti’n-Nur o yolu kestirir, îman-ı hakikîye îsâl eder. 

Bu fakir kardeşiniz yirmi seneden evvel kesret-i mütalâa ile bazan bir günde bir cilt kitabı anlayarak mütalâa ederken, yirmi seneye yakındır ki Kur’ân ve Kur’ân’dan gelen Resaili’n-Nur bana kâfi geliyorlardı. Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitapları yanımda bulundurmadım. Risaleti’n-Nur çok mütenevvi hakaika dâir olduğu halde, te’lifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lâzım gelir. 

Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risaleti’n-Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir. 

....

Ey kardeşlerim! Mesleğimiz, tecavüz değil tedâfü’dür; hem tahrip değil, tamirdir; hem hâkim değiliz, mahkûmuz. Bize tecavüz eden hadsizdirler. Mesleklerinde elbette çok mühim ve bizim de malımız hakikatlar var. O hakikatların intişarına bize ihtiyaçları yoktur. Binler o şeyleri okur, neşreder adamları var. Biz, onların yardımlarına koşmamızla, omuzumuzdaki çok ehemmiyetli vazife zedelenir ve muhafazası lâzım olan ve birer taifeye mahsus bir kısım esaslar ve âli hakikatlar kaybolmasına vesile olur. 

Meselâ: Hâdisat-ı zamaniye bahanesiyle Vehhâbîlik ve Melâmîliğin bir nev’ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer’iyeyi perde yapıp, eserler yazılmış. Risaleti’n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takva ve esas-ı azîmet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyle onlar terk edilmez. 

Hem yine Ustadimiz buyurmuslar: "Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şâkirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şâkirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risale-i Nur onbeş senede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmibin zat tecrübeleriyle şehadet ederler."
Madem şimdiye kadar ekseriyet-i mutlaka ile Risale-i Nur şâkirdleri, Risale-i Nur hizmetini her belâya, her derde bir çare, bir ilâç bulmuşlar; biz her gün hizmet derecesinde, maişette kolaylık, kalpte ferahlık, sıkıntılara genişlik hissediyoruz, görüyoruz. Elbette bu dehşetli yeni belâlara, musibetlere karşı da, yine Risale-i Nur’un hizmetiyle mukabele etmemiz lâzımdır."
Yinr Re'fet Beye yazdıkları şu hakikat ; "
Mektubunuzda Risale-i Nur’un mîzanlarını her okudukça daha ziyade istifade ettiğinizi yazıyorsunuz. Evet kardaşım, o risaleler Kur’ân’dan alındığı için kût ve gıda hükmündedir. 

Her gün ihtiyaç, gıdaya hissedildiği gibi, her vakit bu gıdâ-yı ruhanîye ihtiyaç hissedilir. Senin gibi ruhu inkişaf edip, kalbi intibaha gelen zâtlar okumaktan usanmaz. Bu Kur’ânî risaleler sâir risaleler gibi tefekküh nev’inden değil ki usanç versin; belki tegaddîdir." ne derece manidardır. 

Üstadımız bu sadakat ve sebat mesleğinde Hulusi Bey ve Sabri Ağabeylerin numune-i imtisal olduklarını, ve hem talebelik, hem kardeşlik ve hem arkadaşlıkta daima birinciliği aldıklarını ifade edip bizlere bunun sebeplerini izah ediyor ve manen işte size yol açık, O Zatlar'a benzeyiniz ta ki Risalei Nur'un bize kazandırdığı pek büyük kar ve kazanç ve pek mühim neticeyi elde edebilelim; işte o hassaların başında Üstadımız şunu ifade ediyor; "Üçüncü Sebeb: Bu iki zât hakikî talebelerimden ve ciddî arkadaşlarımdan ve hizmet-i Kur’ân’da arkadaşlarım içinde talebelik ve kardeşlik ve arkadaşlığın üç hassası var ki, bu iki zât üçünde de birinciliği kazanmışlar. 

Birinci Hassa: Bana mensub her şeye malları gibi tesâhub ediyorlar. Bir Söz yazılsa, kendileri yazmış ve te’lif etmiş gibi zevk alıyorlar, Allah’a şükrediyorlar. Âdeta cesedleri muhtelif, ruhları bir hükmünde hakikî manevî vereselerdir. " 

Risale-i Nur'u kendi malı, kendi fikri, kendi te'lifi gibi addediyor, başka bir şey yazmıyor, Üstad diyor, Risale-i Nur diyor, başka birşey demiyorlar. Kitap yazalım bizim eserlermiz de okunsun demiyorlar. Yine bu manaya işaret eden Emirdağ Lahikasında geçen şu hakikata dikkat buyurunuz; 

"Nurun hakikî şâkirdlerine Nur kâfidir. Onlar da kanaat etmeli, başka şereflere veya maddî, mânevî menfaatlere gözünü dikmesin. " Burada ki maddi menfaat mal, para, makam vs ve fakat Üstadımız manevi menfaat diye de ekliyor. Dikkat ediniz, teenni ediniz. Eser yazdırıyorlar. İnsanlar istifade eder, sana dua ederler, bu kadar ilminiz var vs diyerek aldatıyorlar ve hatta en kötüsü sen bunu yazsan neşretsen Risalei Nur daha iyi anlaşılır diye acib bir mugalatayı beyan ediyor kendilerini kandırıyorlar. 

"Şimdi, tesanüdü bozmak ve bazı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risale-i Nur’un cereyanına karşı rakip çıkarmak suretiyle intişarına zarar vermeye çalışıyorlar." buyuruyor. 
Halbuki Nur talebesi için en güzel numuneler, yani bu hizmet nasıl yapılır, Risalei Nur'ları perde olmadan nasıl anlatırız, işte Hulusi ve Sabri diyor Üstadımız... 
Barla Lahikası serapa bu güzel mektuplarla doludur. Numune olarak ve O muhterem Ağabeylerimizin ve Üstadımızın hakiki varislerinin şu mektuplarını bir kez daha okuyalım, anlayalım ve böyle yaşamaya gayret edelim diye arzediyoruz; 
Ben burada inşâallah emanetçi olduğum Sözler’i inayet-i Hak’la ve duanız berekâtiyle lâyıklı kulaklara duyurabileceğimi ümid ediyorum. Üstadım müsterih olunuz, bu Nurlar ayak altında kalamazlar. Onları dellâl-ı Kur’ân’dan enzâr-ı cihana vaz’eden Hâlık (Celle Celâlühü) bizim gibi, kimsenin ümid ve tahayyül etmeyeceği âciz insanlarla bile neşr ve muhafaza ettirir. Bu işi ben sa’yim ile, kudretim ile kazandım diyen huddâm, o gün görecekler ki, o mukaddes hizmet, zâhiren ehliyetsiz görünen, hakikaten çok değerli diğerlerine devredilmiş olur kanaatındayım. Bu sebeple oradaki kardeşlerimizden Risale-i Nur ile çok alâkadar olmalarını rica etmekteyim. Hulusi 

"Risaletü’n-Nur, Mektûbâtü’n-Nur’un mütâlaası, tahrir edilmesi, başkalara neşr ve tebliğe alâ-kadri’l-istitâa çalışılması gibi emr-i hayr-i azîme, havl ve kuvvet-i Samedanî ve inayet ve lütf-u Rabbanî ile muvaffak olduğum zamanlar ki; bu evkatta evvelen ve bizzat bu fakir istifade, istifâza, istiâne etmiş oluyor. Bu itibarla mezkûr saatları çok mübarek tanıyor, firakına acıyor, o yaşayışın devamını, tekrarını, kesilmemesini ez-can ü dil arzu ediyorum. Fakat ne çare ki: İğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi safîleştirip Nurların karşısına, dolayısiyle Kur’ân’ın mu’cizeleri mecmuasına ve aziz, muhterem Üstadımın medresesine ve ol Seyyidü’l-kevneyn Peygamberimiz Efendimiz (A.S.M) Hazretlerinin ravza-i saadetlerine ve nihayet Rabbü’l-Âlemîn Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin huzur-u lâmekanîsine çıkıyorum. Bu sebeble cidden o Nurlarla iştigal etmediğim zamanlar, keşke enfâs-ı ma’dude-i hayattan olmaya idiler, diyorum. Hulusi 

Sözler sayesinde şu bir seneyi mütecâviz bir müddetten beri şevk ile taallüm, inayetle tefeyyüz, terğîb ile tenevvür, hâhişle telezzüz, işaretle tahalluk, tedricle tekemmül tarîkında ilerlemeğe sâî bulunduğum bu muayyen müddetin bir gününe, sâbıkan geçirmiş olduğum umum hayatımın bile mukabil olamayacağı kanaatındayım. 

Sabri


Elhâsıl: Ne ararsak, hep Risaletü’n-Nur’da güneş gibi görünüyor. 

Risaletü’n-Nur şâkirdleri dikkat etseler, daha bu fâni âlemde iken Livâü’l-Hamd-i Ahmedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) altında bulunduklarını inayet-i Hak’la anlarlar.

Cenab-ı Hak sizleri ve bizleri tarik-i Hak'tan ayırmasın, ihlas, sadakat, sebat ve takva dairesinde ahir nefesimize kadar bu hizmet-i kudsiyede istihdam olma şerefiyle şerefyab eylesin. Memleketimizi her türlü şerden muhafaza eylesin. Ve hainlere fırsat vermesin. 

Bediüzzaman Said Nursi'nin Hizmetkarı ve Talebesi 

Hüsnü Bayramoğlu
Anahtar Kelimeler:
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Sezer 1 yıl önce

MaşaAllah. Çok isabetli bir yazı. Üstadı gören ve üstattan ders alan abilerin hali bir başka oluyor. ALLAH razı olsun kendisinden.

Avatar
Bende-i NUR 1 yıl önce

Risale-i Nura tam sadakat demişken keşke şu yeni basım Risale-i Nurlarda da en küçük bir değişiklik olmasa,Üstad nasıl istemişse tam hikmetli isteğine birebir uyularak aynen öyle,vefatından önce kontrolünden geçmişi nasılsa birebir aynı neşredilseler.Zaten korsan yayınevleri yapacaklarını yapıyorlar.Bir de Diyanetin şu eektronik ortama Risale-i Nur aktarma işleminden sonra kaş yapayım derken göz çıkarması olmasa,kelimeler değişmiş(Envar,Sözler,İhlasnur Neşriyatlarda bile!).Şualardan çıkarılan sayfalar(şayet Üstad önceden koymamış ve Risale-i Nur budur demişse,o sayfalar Risale-i Nurdan değil mi?Şayet öyleyse baştan konulmaması gerekirdi. )Münafıklar bahsi de benzer bir durumDİBin Üstadın ayrı bastırmasına rağmen birleştirilmiş Arapça-Türkçe yan yana İşarat-ül İcazı nı Envar Neşriyat niye satıyor?DİBin önsözlü,dipnotluvs. tahrifli Risale-i Nur(!) basımıHüsnü Bayramoğlu ağabey bunlara Üstadın vârisi olarak sessiz kalmamalı!Üstad ne istemişse odur,gayrisine yer yok!

Misafir Avatar
Bende-i NUR 1 yıl önce @Bende-i NUR

Bu yorumumu kaldırmanız mümkün mü,elhamdülillah DİB hatasını düzeltmiş görünüyor-inşâAllah hakikaten öyledir-.

Beğenmedim! (0)
Avatar
aciz 1 yıl önce

Yazdırılmış kardeş.

Avatar
Ahmet Sezer 1 yıl önce

MaşaAllah. Çok isabetli bir yazı. Üstadı gören ve üstattan ders alan abilerin hali bir başka oluyor. ALLAH razı olsun kendisinden.

Avatar
Ahmet 1 yıl önce

Allah Umum sadık nur talebelerinden razı olsun ve muhafaza etsin.

Avatar
yunus 1 yıl önce

Yunus kardesim ruh cesede hâkim olunca bu uzun mektubu nasil yazmis diyemiyor insan. Maneviyatlari madde olan cesetlerini surukluyor adeta.

Avatar
islam duman 1 yıl önce

Böyle güzel böyle mükemmel bir mektubu ancak ustada gerçek talebe olan biri yazabilirdi.Üstad hayatta olsa idi onu cani gönülden taktir ederdi.Ve ben ancak RABBİM böyle güzel mektuplari bütün nur taleberine yazmayı nasip etsin

Avatar
Yunus 1 yıl önce

Hüsnü abi bu ihtiyar haliyle nasıl bu uzun mektubu yazmış