ALLAH BİZİ AFFETMEZ DİYEN MAHKUMLAR, VEL ASR'IN MANASINI YAŞIYANLARDAN AYRILINCA NASILDA AĞLIYORLARDI...
Rasin Tekeli ağabey anlatıyor:
25 nisan 1965'de terzi dükkanımda kardeşlerle ders yaparken polisler baskın yaptı...
Kitaplarla beraber emniyete gittik, ifadelerimiz alındı bizi tevkif ettiler. Saim Köseoğlu, Abdünnur Keseli, Ahmet Kabakoğlu, Zühtü Akyol, Mustafa Öner, Nihat Kurtça, Rasin Tekeli olarak yedi kişiydik. İki hafta Tire Cezaevinde kaldık...
Av. Bekir Berk vekaletimizi almaya gelmişti: "Sizi mi müdafaa edeyim. Yoksa Risale-i Nurları mı?" diye sordu. "Elbette ki Risale-i Nurlar" dedik. Allah rahmet etsin, Bekir Bey: "Üstadımızın buyurduğu gibi; Nur Talebelerinin hatt-ı hareketi, bir dest-i inayet tarafından tanzim edilmektedir. Siz kendiliğinizden buraya gelmediniz. Burada hizmetiniz var." dedi. Hadisenin hizmetlere vesilelik yönünü anlatmaya çalıştı bizlere. İyi de oldu...
Bir gün koğuşa savcı geldi. "Siz Kur'ân okumazsınız" dedi. Yanımda küçük bir Kur'ân vardı. Gösterdim ve ona dedim: "Biz hem Kur'ân-ı Kerim okuruz. Hem de onun manevi bir tefsiri olan Risale-i Nurları okuruz…"
İki hafta sonra, 10 mayısta, bizi Ödemiş'te bulunan Ağır Cezalıların yattığı Cezaevine götürdüler. Tire'de cezaevi vardı ama, ağır cezalılar Ödemiş'e gönderiliyordu. Orası çok iptidai bir yerdi. Cenab-ı Hak bize sabır ve genişlik verdi ve kısa sürede alıştık elhamdülillah...
Bizi 5. koğuşa verdiler. Orada 85 mevcudumuz vardı. İdamlıklar, müebbetler vardı. Koğuşumuz büyükçe bir salondu. Yataklarımızı ortaya yere serdik, diğer mahkumlar kenarlarda. Namazlarımızı cemaatle kılıyorduk. Diğer koğuşlarla da irtibatımız başladı. Cezaevi Kütüphanesinde 'Gençlik Rehberi' ve 'Meyve Risalesi' varmış. Onlarla hizmete başladık. Her gün cemaatimiz çoğalıyordu. Her birimiz bir grup mahkumun yanına gidiyor, onlarla ilgileniyordu. Neticede namaz kılmayan sadece üç kişi kaldı. Onlar da katil'den yatıyorlardı. "Allah bizi af etmez" diye ümitsizliğe düşmüşlerdi ama onlarda tövbe ettiler. mapushane artık sanki ilim irfan öğrenen talebelerle dolu bir yer gibi olmuştu. Halbuki Biz gelmeden önce sık sık hadiseler kavgalar olurmuş. Baş gardiyan: "Keşke bir grup nurcu daha gelse de diğer koğuşlara versem." diyordu. Çok ziyaretçilerimiz geliyordu kardeşlerden. Bize gelen hediyeleri biz mahkumlara dağıtıyorduk. Bu ikram da onlara tesir ediyordu...
Mahkemeye çıkarıldık. Duruşmamız ileriki bir tarihe ertelendi serbest bıraktılar. Mahkumlarla vedalaşırken ağlıyorlardı: "Sizin çıktığınıza seviniyoruz fakat bizim size ihtiyacımız vardı.Dinimizi öğretiyordunuz." diye ağlıyorlardı...
Bizim bir hocamız vardı. Fehmi Hoca. Âlimdir kendisi. Yıllarca Tire'nin en büyük ve en eski Necip Paşa Kütüphanesinde vazife yaptı. Sonra Tire Alaybey Camisi imamlığından emekli oldu. Ben Ona eski yazı risaleleri okuttum. Bana dedi ki: "Oğlum, ben bu kadar, kütüphaneler dolusu kitaplar okudum. Risale-i Nurlar gibi insanın nefsine gelen sualleri soran ve cevap veren bir kitap daha görmedim.Bunları bütün gençliğin okuması lazım ve zaruridir." dedi.
Merhum Hasan Basri Çantay'ın ilk baskısından itibaren Meâl-i Kerimlerini okurdum. Bir mektupla kendisine Risale-i Nurlar hakkındaki kanaatini sorduk. Cevaben bir mektup yazdı: "Risale-i Nurlar, Kur'ân-ı Kerimin imani ayetlerinin tefsiridir. Nur talebeleri Sûre-i Vel Asr'ın manasını yaşıyorlar. Onlar benim göz bebeğimdir. Cenab-ı hak iki cihanda hândan etsin." diye cevap yazdı...
:
Ferhat 5 yıl

MasAllah