BU ZAMANIN CİHADI MANEVİ KILIÇLADIR...
BU ZAMANIN CİHADI MANEVİ KILIÇLADIR...

l930 yıllar. Salih Uğurtan Ağabey, fedakâr Nur talebelerinden Gülcü Hüseyin ağabey, Ziya Dilek ağabey bazı eski kitapları dikkatle incelemiş ve okumuşlar; o kitaplardan kıyâmet alâmetleriyle ilgili bazı manaları yakalamışlardı...

O devreler ezan okumanın, Kur'ân öğrenmenin, Allah demenin yasak olduğu devrelerdi ve Müslümanlar bu konkunç zorluklar içerisinde ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ayrıca Şapka inkılabının da ilk temellerinin İnebolu'da yapılan bir konuşmayla atıldığını biliyorsunuz. O zamanlar İnebolu'ya gelen mülki erkânın hizmetindeki askerlerin esef verici bir icraatlarından bahsedilir...

Salih Ağabey, İnebolu'da o gün pazar kurulmuş ve köylü kadınlar sebze-meyve satmaktadırlar. Şehre giren askerler kadınların örtülerine saldırmışlar ve üzerlerinden çekip çıkarmaya çalışmışlar. Korku ve şaşkınlıkla direnen kadınlar sebze ve meyvelerini terk ederek, "Yunanlı tekrar Anadoluyu istila etti" zannıyla köylere kaçışmaya başlamışlardı. Bunlar arasında Salih Ağabeyin valide-i merhumesi de vardır...

Bütün bu hadiseler ışığında, Salih Uğurtan ve kendisinden önce vefat eden diğer mü'minler okudukları bazı eski kitaplardan, Sevgili Peygamberimizin şerrinden şiddetle Allah'a sığındığı ve ümmetini sakındırdığı en dehşetli fitnenin tam ortasında oldukları, yani, Deccal'ın geldiği kanaatine vardılar. Yalnız bu kitaplardan deccalle aynı devrede en büyük ve son Mehdi'nin geleceği, müslümanların onun ordusunda asker olup Deccalı ve onun ordusunu kılıçtan geçirecekleri manasına gelen ifadeler bulunuyordu...

Hadiselerin en sıkışık olduğu sıralarda: "Hazırlanın! Birşey çıkacak..." diye bir araya gelmeye, harp âletleri toplamaya başladılar...

Yaptırdıkları kocaman kılıçları haftada 3-4 defa biraraya gelip biletiyorlar, Hz. Mehdinin gelmesini bekliyorlardı. Salih Ağabey, "O anda zaptiye bizi tespit edip yakalasaydı sorgusuz sualsiz ipe çekerlerdi" diyordu. Günler geçiyor, sık sık bilenen kılıçların ağızları gittikçe ufalıyordu...

O sıralarda İnebolu'da bir şâyia yayılır: "Kastamonu'ya bir Hoca gelmiş, onu merdiven altı gibi bir yere hapsetmişler, çeşitli işkencelere maruz bırakmaktadırlar... "

Bu iskencelere maruz kalan Bediüzzamandır. Onu ziyaret için İnebolu'dan öncelikle Ziya Dilek Ağabey merhum ve diğerleriyle gider elini öperler...

"Bu zamanın cihadı manevi kılıçladır."

Doğrudan doğruya mukaddesata saldıran, devlete karşı, baş kaldırmak için hazırlanan bu kahraman ve imanlı anadolu halkı  Üstadın daha onlar konusmadan:
"Bu zamanın cihadı manevi kılıçladır." demesi karşısında şaşırırlar...

Bu cevaptan sonra kanaatleri daha da kesinleşmişti. Üstad kendilerine muhtelif konularda ders verip asrın cihad tarzının kılıçla, topla, tüfekle değil, kitap yazmakla, okumakla, fikirle ve ikna ile olduğunu izah ettikten sonra:

Mealen Bediüzzaman: "Kardaşlarım, maddi kılıçlar kınına girsin. Artık zamanın mücahedesi manevi kılıçlarladır" diyerek ellerine birer kitap tutuşturur...

Hz. Üstadın yüksek şahsiyeti ve veciz sohbeti karşısında kendilerinden geçen bu zatlar dışarda kendilerine geldiklerinde birbirlerine sorarlar: "Yahu Hoca  bizim kılıç bilediğimizi nereden biliyordu?"

Havadisi Nuriye
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.