Ahmet Aytimur’la Üstad Bediüzzaman, Yavuz Sultan Selim’in mezarına giderler, malum ya İstanbul’da Fatih semtinde, mütevazi bir mezar. Sade bir cami, âlâyişi nümayişi yok. Mısır seferine çıkarken bir cami ister, “nasıl olsun efendim” derler, “sade bir şey olsun” der. Ben o camide bulutlarda uçuyorum sandım, o kadar kendimi mutlu hissettim. Yavuz Hazretlerinin debdebeden uzak ruhu camiye yansımıştı.Hep sade yaşamış. Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir gibi. Onlar da sadelik vadisinin piri, bir de Bediüzzaman.. Allah’ım Bediüzzaman’da sadelik nasıl anlatılır. Debdebe, görüntü onun ruhunu tırmalar sanki. O kadar sadelik dışı görüntülerden uzak. Evinde eşyalarına bak, o eşyaları ancak o kullanır.

Bediüzzaman Yavuz'un kabrinde dua eder.Kim bilir neler konuştular? Bediüzzaman, Yavuz’un mezarına gitmiş, Fatih’e de gitmiş. Bir de Mevlana’ya. Yalın ayak girmiş hazretin huzuruna. Kim bilir baktı o mekana neler konuştu. Konuşmaların üçüncü kulağı ben olaydım. Şaban saflığında bir istek değil mi? Ahmet Aytimur Ağabeye der ki “biz farklı düşünüyorduk, o bizi ikna etti onun gibi düşündük.” 

Kaynak:Risale Haber