Üstad bu tefsirde adeta paralelcileri ve bugünü tarif ediyor.
Münafık bahsinden derlenmiştir. (işaretül i’caz diyanet baskısında bu bölüm var)
Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur. Kandırıcı olursa daha habis olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedit olur. Dahili olursa(müslümanlardan), zararı daha azim olur. Çünkü; dahili düşman kuvveti dağıtır, cesareti azaltır. Harici düşman ise, bilakis, asabiyeti şiddetlendirir, salabeti arttırır. Nifakın cinayeti, İslam üzerine pek büyüktür. alem-i İslamı zelzeleye maruz bırakan nifaktır.
"Allah'ı ve mü'minleri güya aldatmaktadırlar. Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. Onların kalblerinde nifak hastalığı vardır. Ayetler peş peşe inip İslam inkişaf ettikçe Allah da onların o hastalıklarını arttırmıştır. Ayetlerimizi yalanlayıp durmaları yüzünden onlara pek acı bir azap vardır." (Bakara Sûresi: 2:9-10.)
Yani, onlar ancak nefislerine hile yapıyorlar; zira fiillerinde nef' değil, zarar vardır. Bu zarar da nefislerine racidir. Nefislerine zarar veren, ancak süfeha kısmıdır.
Yani, eğer onlar yaptıkları fenalıkla gayz ve hasetlerini izale için bir deva, bir ilaç talebinde iseler, o zannettikleri ilaç, kalblerini, ruhlarını bozan bir zehirdir. Zehirle kendi tedavisine çalışan, elbette zelildir. Evet, kırık ve yaralı bir elle intikamını almak isteyen, yarasının artmasına hizmet eden bir miskindir.
Yani, yaptıkları kizbden pişman olup, nedamet etmedikleri takdirde, beynennas yalancılıkla teşhir ve bir alametle tevsimleri lazımdır ki, başkalar onlara itimad edip marazlarına maruz kalmasınlar.
Zira mü'minlere zarar verdirmek için yaptıkları muamele makuse olup, onlar baltayı nefislerine vurmakla, sanki o hud'ayı (tuzak) bizzat nefislerine yapmakla sefahetlerini ilan etmişlerdir.
"Yalan söyledikleri zaman fitneyi ika ediyorlar. Fitneyi ika ettikleri zaman ifsat ediyorlar. Nasihat edildikleri vakit kabul etmiyorlar. Fesat yapmayın denildiği zaman, 'Biz ancak ıslaha çalışıyoruz' diyorlar."
Bir insan tehlikeli bir yola süluk ettiği zaman, en evvel "Senin bu yolun seni felakete götürüyor, bu yoldan vazgeç" diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde şiddetle zecir ve nehyedilir ve aynı zamanda "Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın" diye tehdit edildiği gibi, "Ebna-yı cinsine zulmetmiş olursun" diye şefkat-i cinsiyeye de davet edilir.
"Benim mesleğim haktır; ne senin hakk-ı itirazın var ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var" diye serkeşliğe başlar. Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır ve ilzama çalışır. Diğer cihetten de "Ben ıslah edici bir insanım" diye mesleğini hak göstermeye devam eder. Ve aynı zamanda "Islah benim hakiki bir sıfatım olup, bilahare hasıl olmuş bir sıfat değildir" diye davasını tekit ve te'yid eder.
Bundan sonra eğer o insan mesleğinde ısrarla nasihatları kabul etmezse anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir deva yoktur. Yalnız onun fesadı halka sirayet etmemek için, mesleğinin muzır ve fena olduğunu ilan etmek lazımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zira o insan aklını çalıştırmıyor, şuurunu istihdam etmiyor ki, böyle zahir olan birşeyi hissedebilsin.
Sizin bu fesadınız nev-i beşere sirayet eder. Nev-i beşerin, bilhassa fakirlerin ve masumların sizlere kötülüğü nedir ki, onlara karşı böyle fenalıkta bulunuyorsunuz? Şefkat-i cinsiyeniz yok mudur? Niçin merhamet etmiyorsunuz? Evet, teslim ettik ki, sizin şefkat-i cinsiyeniz yoktur. Hiç olmazsa nefret-i umumiyeden korkunuz" diye onları ikaz ediyor.
Hem de küçük bir dişlinin kırılmasıyla büyük bir makine müteessir olduğu gibi, bir şahsın nifakıyla heyet-i beşeriyenin intizamı müteessir olur. Zira adalet, intizam, İslamiyet ve itaatle olur. Maalesef onların serptikleri zehirler tabakadan tabakaya intikal ede ede bu zillet ve sefaleti ismar etmiştir.
"Halkı ifsat etmeyin denildiği zaman 'Bizler ancak ıslah edici insanlarız' iddiasında bulundular."
O beladan kurtulup rücu etmek için var kuvvetiyle çalışmaktan maada bir çare kalmadığını görür görmez, kuvvetine güvenir, ümitvar olur. Halbuki zulmet her taraftan o adamı öyle ihata etmiştir ki, o adam bütün kuvvetiyle çalıştığı halde kurtuluş imkanını bulamaz. Kendi su-i ihtiyarıyla bataklığa giren ve bir daha çıkması mümkün olmayan bir hayvan gibi, o zulmet içinde kalır. Evet, çok şeyler var ki, insan ihtiyarıyla girer, fakat çıkması mümteni olur. İnsan onu bırakır, fakat o insanı bırakmaz.
Böyle bir zulmete düşen bir adam, evvelen kendisini kurtaracak bir sese kulak verir, etrafı dinler.Lakin gecenin sessiz ve lal olması,o adamın sağırlığını intaç etmiştir. Sonra yardımına gelecek bir adamı çağırmak ister. Lakin gecenin sakit ve sağırlığı, onun lal olmasına sebep olmuştur. Sonra yolunu bulmak ümidiyle bir alamet, bir nişan arar. Fakat gecenin ziyasızlığı ve körlüğü, onun körlüğünü mucip olmuştur. Sonra bu zulmetten kurtulmak için, evvelki yerine avdet etmek ister. Fakat kapılar bağlanmış, rücua imkan kalmamıştır. Bataklığa düşen adam gibi titredikçe batar. Battıkça zulmette kalır.
Başlarını aşağıya indirip vicdanlarıyla müşavere ederek doğru yolu ve hakkı sual etmekle necat cevabını almak imkanı varken, kalblerindeki inat, zebhedilen tavuk gibi, dillerini içeri tarafa çekerek, konuşmalarına ve nedametle tevbe etmelerine mani olmuştur.
İbret nazarıyla bakıp, dahili ve harici delilleri görüp hakka rücuları mümkünken, gafletleri gözlerini perdelemiş, körlük de gözlerinin kapaklarını kapatmakla yine necattan mahrum kalmışlardır.
Anahtar Kelimeler:
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Seami 1 yıl önce

On yıllardır Gülenciler gibi risalenin bu kısmını kitaplarından çıkarıp yayınlamayan nurcular kendi öz eleştirilerini ne zaman yapacak kendileri içinden de - Allah etmesin - birkaç paralelci çıktıktan sonra m. Şimdi de çıkıp pişkince bak bunlar aslında risalede var ama diyanetin yada şunların baskılarında demekle iş bitiyor mu zannediyorlar

Misafir Avatar
Bende-i NUR 1 yıl önce @Seami

http://www.nurunbekcisi.com/diyanetin-tahrifi/diyanetin-tahkik-heyeti-fet%C3%B6nun-beceremedi%C4%9Fini-ba%C5%9Fardi/
"Sonradan tashih ve tanzim etmeye me'zun değiliz!
Mektubat ( 488 )
Ayrıca Diyanetin 'Tahkik Heyeti' Üstadın emriyle latince Tab edilen İşarat-ul İ-caza dahil etmediği 'Münafıklar Bahsini' yeni baskı Envar İşarat-ul İ-cazda hem Dib Baskı İşarat-ul İ-cazda hem Envarın Android programında – Üstadımızın vasiyetini çiğneyerek' NEŞRETMİŞTİR ! (S. 88-150 ; Yeni Baskı Envar)
(Münafıklar hakkındaki oniki âyetin tefsiri, umumî değil hususî bir ders olduğundan; bilâhere neşredilmek üzere buradan çıkarılmış olup, o bahisten yalnız kizb hakkındaki aşağıdaki parça alınmıştır.)
İşarat-ül İ'caz ( 81 )
İŞÂRÂT-ÜL İCAZ” eserine gelince : Bu kitab ilk tercüme edildiğinde Hz.Üstad, onun eski yazıyla olan şekline Arapçasını da ilâve ile beraberce bir cild içinde neşrettirdi. Fakat bir zaman sonra Arapçasını Türkçesinden ayırdı..."

Beğenmedim! (0)
Avatar
Ahmet Mithat 1 yıl önce

Kardesler, lutfen soyleyin bu risaleyle hizmet cemaati arasinda ne alaka var?
Elinizde somut delil olmadan, yalanciligi dunyaca meshur bir adamin sozuyle tum cemaate iftira atiyorsunuz. Hepsinden tek tek helallik almaniz gerekir. Lutfen dikkatli olun.

Misafir Avatar
Bende-i NUR 1 yıl önce @Ahmet Mithat

Hâlâ bu terör örgütünü cemaat diye gösterip göz boyamaya çalışan FETÖ'cülerin pis yorumlarını siteye hiç koymasanız,sitenin kalitesini düşük seviyede yapıyor.

Beğenmedim! (1)