Risale-i Nur Dairesinde Meşveret

 “Meşveretin mahiyeti ne olmalı “ diye sorduğunuz soru hakkında, ben şahsen ağabeylerden gördüğüm, yıllarca istişarelere iştirak etmiş bir kardeşiniz olarak, üstadımız Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin talebelerinden başta Mustafa Sungur ağabey, Bayram Yüksel ağabey, Abdullah Yeğin ağabey, Hüsnü Bayram ağabeyin bazı istişarelere katıldıklarını iştirak ettiklerini görmüştüm. 

 
Yani burada hiçbir zaman böyle bir karar almak gibi bir şeyle karşılaşmadık. Hatta bazı ağabeyler orada itiraz ediyorlar diyorlar ki “Bu kadar cemaat Türkiye’den bir araya geldi, bir karar almadan dağılacağız. Bu nasıl olacak?” 

Mustafa Sungur ağabey ;
“Yahu kardeşim biz nasıl karar alacağız? Yani bizim karar alabilmemiz için mesela falan ilden kim geldi? Hani diğerleri?  Hepsi burada olması lazım. Hani üstadın bütün talebeleri? Hepsi burada olması lazım öyle değil mi yani? Ancak öyle bir karar alınır” derdi.
 
Mustafa Sungur ağabey diyordu ki
“Kardeşim biz burada bir araya gelmişiz, bu en büyük karardır. Yani yüz yüze gelmek, göz göze gelmek, bunlar muhabbeti artırıyor, uhuvveti artırıyor herkes kendi bölgesindeki hizmeti anlatıyor şevke medar oluyor. Zaten üstad bütün kararları almış. Yani biz, onun Risale-i Nurda ifade ettiği düsturların üzerine hangi kararı alacağız değil mi yani? “
 
İşte Mustafa Sungur ağabeyin ifade ettiği bu nokta çok mühimdir. Her zaman bunu nazara verirdi .Sonra bazı arkadaşlar “Ya işte meşvereti üstadımız şiddetle tavsiye etmiş “diye ifadeler söylüyorlar. Evet Risale-i Nurda meşveretle alakalı bazı bahisler var, meşvereti teşvik ediyor.Ama üstadımız tek maşına mücerred meşvereti kullanmıyor. 
 
Devamlı diyor ki “Meşveret-i şer’iyye” veya “Haklı şura” veya “Şura-yı hakiki” böyle cümleler kullanıyor. Yani meşveret-i şer’iyye, yani şeriatın emrettiği, şeriat dairesinde bir meşveret olur. 
 
Yani sen bir meşveret yapacaksın ve karar alacaksın “Bu kardeş bundan sonra derse gelmesin, dershaneye alınmasın” yahu üstadımız böyle bir kayıt koymuyor ki. 
 
Üstadımız diyor ki “Dost düşman, derste fark etmez."

”Mustafa Sungur ağabeyin hatıralarında bir gün üstad “M. Kemal'in oğlu da olsa, Abdülmecid'in oğlu ile Nur dersinde beraber hissesini alırlar, hiçbir zaman tefrik olunmaz.” demiş.
 
Şimdi sen meşveret yapıyorsun “falan kişi derse gelmesin, filan kişi dershaneye alınmasın” Allah Allah ya bu iman dersidir kardeşim. Böyle bir meşveret olmaz ki. Ha peki nasıl olacak bu meşveret? Bunu da anlatayım da.. 
 
Bir Hüsnü Bayram ağabey, Hulusi Yahyagil ağabeye sormuş bu meşveretle alakalı “Neden istişarelere gelmiyorsunuz veya nasıl yapmak lazım diye?”
 
Hulusi Yahyagil ağabeyde cevaben “Mesela diyelim istişare olur, bütün cemaat bir araya gelir. Böyle toplarsın kardeşleri bir araya. Ondan sonra iki tane kurnaz adam çıkar bütün cemaatin fikrini bir yöne yönlendirir onun için bu olmaz. Her il kendi meşveretini yapsın. ” demiş.
 
Yani hakikaten burada meşveretin ölçüsü nedir?  Mesela bir dershane açılacak. Biz bu dershaneyi hangi sokakta tutarsak daha iyi hizmet olur? Bu dershaneyi daha ucuza nasıl hazır edebiliriz? Bu gibi konular işin ehliyle oturulur konuşulur. 
Yoksa hizmetin tarzını nasıl yapalım? Hizmeti nasıl genişletelim? Yahu böyle bir şey yok ki üstad zaten Risale-i Nurda hizmet nasıl olması ile alakalı her şeyi yazmış. Bize Risale-i Nuru okumak amel etmek düşer.
 
Mesela üstadımız diyor “Sizin sebat ve metanetiniz dinsizlerin ve masonların bütün planlarını akim bırakıyor” bak al buyur. Demek sen sebat ettikçe metanet ettikçe zaten ehl-i dalaletin senin hakkında yaptığı bütün planlar akim kalıyor. Sen daha bunun için hangi meşverette hangi tedbiri alacaksın? Değil mi? Üstadımız biz tedbiri azami faaliyette görüyoruz diyor. Yani bu istişareyi iyi tahlil etmek lazım. 
 
Veya şimdi mesela nur dairesinde bugün yani nurları okuyan ne kadar cemaat var soruyorum? Sadece bizim Ümraniye’de belki otuz ayrı grup var Risale-i Nur okuyan ve Risale-i Nur ile hizmet eden. Hepsinin bir meşvereti var. Şimdi hangisine tabi olalım? Şimdi herkes diyor benim meşveretim esastır buyurun şimdi ne olacak.
Dolayısıyla kardeşim sen illa bir istişare mi istiyorsun? 
 
Üstadımızın varisleri hayatta. Üstadımızın mutlak vekil dediği Hüsnü bayram ağabey hayatta, Kastamonu yıllarında üstadımıza talebe olan Abdullah yeğin ağabey hayatta. Ahmet Aytemur ağabeyimiz hayatta. Üstadımızın hariciye nazırım dediği Salih Özcan ağabey hayatta. Said Özdemir ağabey, Mehmet Fırıncı ağabey hayatta hamdolsun değil mi? Talebeleri hayatta buyursunlar. 
 
Ha hepsi bir araya gelsinler o zaman buyurun bir istişare yapılsın diyebilirsin. 
 
Hatta bir ara Tahir Mutlu ağabeyi çağırmışlar “Ağabey falan yere gel, istişare yapacağız”diye. Tahiri ağabeyde “Kardeşim biz buradayız. İlla istişare yapacaksanız siz gelin. Siz bizi çağırmayacaksınız kendiniz gelecekseniz” buyurmuş.
 
Hatta bir zaman bak bunu da anlatayım maalesef böyle acıklı şeyler yaşadık. Bir zaman belki bunlar biraz mahrem meseleler umum bunu belki idrak edemez ama inşallah bir ibret olsun diye ben bunu naklediyorum. 
 
Bazı şahıslar Tahiri Mutlu ağabeye geliyorlar “Ağabey biz karar aldık sen bundan sonra köyüne dön İstanbul’da kalma” 

Tahiri Mutlu ağabeyde diyor;
“Kardeşim, ben burada öleceğim (öleceği odayı gösteriyor) benim cenazem şurada yıkanacak (balkonu da gösteriyor)” Tevruz dershanesi ona şahit olan ağabeyler de hala hayatta. Yani bu gibi çok şeyler olmuş. 
 
Mesela Mehmet feyzi ağabey hayattayken “İşte meşveret karar aldı Mehmet feyzi ağabey ziyaret edilmeyecek.” Yahu böyle bir meşveret olur mu kardeşim? Risale-i Nurda nerede böyle bir şey var göstersinler? 
 
Dolayısıyla kardeşim, istişare demek, her bir ilde hizmet eden, her bir beldede hizmet eden kardeşler bir araya gelir, bir hizmet meselesini Risale-i Nur çerçevesinde müzakere ederler, üstadın fikirleri çerçevesinde müzakere ederler. Üstadımız bu hususta ne diyor? Açar külliyattan delil, hüccet getirip istişare eder. Yoksa benim fikrim budur, bu böyle olması lazım, misal olarak yok nurcular böyle gitsin. Böyle bir şey olamaz. Onun için bak dikkat edin ehl-i dalaletin söz geçiremediği, kontrol altına alamadığı bir hizmet varsa o da bu hizmettir. Niye?
 
Parçalandıkça çoğalan, bölündükçe çoğalan, büyüyen bir hizmet. Çünkü maddi bir gaye yok ki. Sırf fisebilillah Allah rızası için olan bir hizmet olduğundan. Yani bizim illa bir araya gelmemiz de şart değil yani bütün cemaat olarak. Bir araya gelsek ne yapacağız yani? Devlet mi kuracağız? Hükümet mi kuracağız? Böyle bir derdimiz yok ki. 
 
Bizim derdimiz insanlık imanını kurtarsın. Buyurun bazen bir lise talebesinin yaptığı hizmeti bir profesör yapamıyor. Yahu bu istihdam-ı ilahidir. Üstadımız o zaman hizmetine aldığı talebeler kaç yaşında? Mustafa Sungur ağabey, Bayram Yüksel ağabey, Ceylan ağabey ,Zübeyir ağabey kaç yaşındaydı? Hüsnü ağabey kaç yaşındaydı? Çocuk yaştalardı değil mi? 
Buyur işte bugün bak, her biri hizmette bir yıldız. Misal olarak yani şimdiki kafayla “Yok o çocuktur anlamaz, yok şu şöyledir” diyebilir misin? 
 
Bu istihdam-ı ilahidir. Kul istedi mi Cenab-ı hak istihdam ediyor. Yani onun için biz bu hususlarda katiyen eğer Risale-i Nura uyuyorsa he vesselam öper başımıza koyarız. Ama kusura bakmayın eğer Risale-i Nura uymuyorsa Risale-i Nurda yoksa o bizim için esas değildir. Onun için meşvereti de iyi anlamak lazım. Sorunuza bu kısa zamanda benim söyleyeceklerim bu kadardır. Artık bilmiyorum inşallah istifadeye medar olur. Allah razı olsun.

Sabri Okur
Risale Ajans
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
SAİD 2 yıl önce

meşveret hulus birliğidir.kulis birliği değil