Asrımızın büyük İslam Alimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri,  günümüz insanına fikirleri ile yol göstermeye devam ediyor.

Hayatı boyunca hep “bozgunculuğa, anarşizme, fitneye ve itaatsizliğin her türlüsüne” karşı çıkan Bediüzzaman Hazretleri; talebelerine verdiği en son derste de adeta bütün hayatının özeti durumunda olan  “Müsbet”hareket etmeyi talebelerine vasiyet etmiştir. 

Son Dersinin ilk cümlesi şöyledir: “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir.”

Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi; Bediüzzaman Hazretleri, kanunlar karşısında menfi bir hareket sayılan “Sivil İtaatsizliğe” de hiç başvurmamış, en küçük bir itaatsizlik gösterenleri de hep uyarmıştır. Zira; o, özellikle günümüzde yaygınlaşan ve daha çok devlet karşıtı güçlerin kullandığı “sivil itaatsizlik” eylemi sayılabilecek şekilde hiçbir zaman sokaklara inip, yasak olan hiçbir fiili yapmadığı gibi, yapanları da sürekli ikaz etmiştir. Onun en büyük arzusu iman hizmeti ile birlikte bu vatanın asayişine ve saadetine hizmet etmek olmuştur.

Bediüzzaman Hazretleri 1945 yılında Afyonkarahisar’ın ilçesi Emirdağ’a sürgün edilir.  

1945’li yıllar;  her türlü takip, sıkıntı ve hapsin yaşandığı, tek partili dönemlerin Türkiyesi…

Eza, cefa, sürgün ve tutuklamalar  en acımasız ve dayanılmaz bir noktada yaşanırken Bediüzzaman Hazretleri  Afyon Emniyet Müdürü’ne bir mektup yazıyor. 

Bediüzzaman Hazretleri’nin yazdığı ve Emniyet müdüründen de ilgili makamlara göndermesini istediği mektuptaki bir ifadesi şöyledir: “Madem ben de bu vatanın bir evladıyım. Bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.” (Emirdağ Lahikası 1, syfa: 105:  Envar Neşriyat)

Bediüzzaman Hazretleri; kendisine en büyük zulüm ve eziyet yapılan ve hapis verilen bir dönemde bile “Bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır” diyerek, ne sivil itaatsizliğe, ne de başka bir menfi harekete başvurmuyor. Türkiye’nin huzur ve saadetinin ne kadar önemli olduğunu bu dersi ile cümle aleme ilan ediyor.

Bediüzaman Hazretleri;  Görüntüsü masum ama, içeriği tuzaklarla dolu ve otoritelerin “devlet ve yasalara karşı geliş olarak tanımladıkları” hiçbir “sivil itaatsizlik” hareketine yol vermemiş, her zaman asayişin ve huzurun yanında yer almıştır. 

Peki; “Bediüzaman Hazretleri Haksızlıklara Karşı Çıkmamış Mıdır?” Sorusu ise yine üstadın bu son mektubunda cevabını bulmaktadır. 

İşte o son mektuptan bir parça

Umum Nur Talebelerine Üstad Bedîüzzaman'ın vefatından önce vermiş olduğu en son derstir.]   

   Aziz kardeşlerim!  

   Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlahîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlahiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.  

   Meselâ kendimi misal alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım, bir çok hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ: Rusya'da kumandana ayağa kalkmamak, Divan-ı Harb-i Örfî'de i'dam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i İlahiyeye karışmamak hakikatı için; bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim. Cercis (A.S.) gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi sabır ve rıza ile karşıladım.  

   Evet meselâ: Seksenbir hatasını mahkemede isbat ettiğim bir müddeiumumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim. Çünki asıl mes'ele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.  

   Evet mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, asayişi muhafaza etmek içindir.  

وَ لَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى 

düsturu ile ki: "Bir câni yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes'ul olamaz." İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle asayişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecavüze karşı istimal edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, âlem-i İslâm'da asayişi ihlâl edici dâhilî muharebat ancak binde bir olmuştur. O da, aradaki bir içtihad farkından ileri gelmiştir. Ve cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlahiyeye karışmamaktır ki, "Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-ı Hakk'a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz."  

Mustafa 4 yıl

Fakat itaatkar da değildir.
manen menfaatsiz, zararlı, hatarlı, keyfî, küfrî Frenk usûlünü kendinde kabul etmeyen bir adama sekiz sene ceza verdiniz. (Şimdi ceza yirmi sekiz sene oldu.) Ceza bir olur. Tatbikini kabul etmedim, cezayı çektirdiniz. İkinci bir cezayı cebren tatbik etmek, hangi usûl iledir?
Mektubat[Y] - 489
 Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır.
Kastamonu - 265

Hasan baran 4 yıl

Buradan itaatkar anlamı da çıkarılmaması gerekir. Zira ustad sizi de dünyamızı da sevmiyorum diyor

Hasan baran 4 yıl

Nur hizmeti siyasi bir hareket olsa idi sivi itaatsizlik tanımına tam da uyardı ama siyasi değil o yizden uymuyor buna cihad diyelim ustad silahsız sivil cihad yapmıştır. Hem de en büyüğünden