Düşünsenize, kendisini dinine bağlı bir Müslüman, bir İngiliz, bir Britanyalı, bir Londralı, Asya kökenli biri, Pakistan’ın bir evladı olarak tanımlayan Sadık Han, Londra’ya başkan oldu.   Londralıların kahir çoğunluğunun oylarıyla üstelik. Atamayla değil seçimle. Has be has yerli ve milli İngilizlerin oylarıyla.   Anlı şanlı Londra Belediye Başkanı’nın adı artık Sadık Han.   İstanbul’a Alman Hans, İngiliz George belediye başkanı olmuş sayın.   İşte öyle bir şey.   ***   Güzelim komplo teorileri, her şeyi bir çırpıda açıklayan alengirli üst anlatılar, fıstık gibi dünya düzeni tezleri, şahane İngiliz parmağı teraneleri, gizli küresel hegemonya senaryoları, ‘İngilizler de hep bizi ütüyor arkadaş’ sızlanmaları çöpe gitmesin mi!   Bir fiskede çöktü hepsi, en mükemmel kurgulusu en başta olmak üzere.   Hep İngiliz’in bizi parmağında oynatmasıyla bitmeyebiliyormuş demek ki hikâye.   Aksine oyunu kurallarına göre oynayan kenar mahalle çocuğu bir Pakistanlı, Londra’yı, Büyük Britanya’nın kalbini çelik çomak oynar gibi fethedebiliyormuş.   ***   Londra artık 45 yaşındaki bir Müslüman’a emanet.   Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur adlı Külliyatı’nda geçen bir diyaloğu çağrıştırdı bana.   Yüzyıl önce, Batılılaşma rüzgârları Osmanlı ülkesini boydan boya kasıp kavururken, münazaraya girdiği Mısırlı bir âlime cevaben şöyle demişti:   “Osmanlı hükûmeti Avrupa ile hâmiledir; Avrupa gibi bir hükûmeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyet’e hâmiledir; o da bir İslâm devleti doğuracak.”  Sadık Han başardıysa... Kim bilir ha, belli mi olur?