BU DİN ÖĞRETMENLERLE YIKILDI YİNE ÖĞRETMENLERLE TAMİR OLACAK İNŞALLAH...
İrfan Haspolat ağabey anlatıyor...
1957 senesinde Diyarbakır’ın bir semtinde öğretmendim. Orada Mehmet Kayalar Ağabey’in dersinden bahsediliyordu. Bir şahıs gelip, beni derse davet etti. Ben de gittim. İlk dersi dinleyince bende bir ilgi uyandı. İkinci derse gittim ilgim daha da arttı. Üçüncü derse gittim… 

Derken Mehmet Bey’le böylece tanışmış olduk. Mehmet Bey dersleri Risale-i Nur’dan yapardı. Risale-i Nurları İslam yazısıyla okurdu. Latin harfleriyle kitaplar vardı, fakat Üstad’ın yazdığı, talebelerinin elle yazdığı o eserlerden okuyor, anlatıyordu.ozamanda böyle ders yapmak kolaymıydı.koca bir devleti yönetenler topyekün mukaddesata saldırıyor ingilizin fransızın yapamadığı din düşmanlığını bunlar yapıyordu...

Köy enstitülerinde dinsiz yetiştirilen öğretmenlerle mukaddesata saldırmışlardı yıllarca...Onların bu tahribatına karşılık fedekar nur talebeleri hapisten hapise zulümden zulüme uğradıkları halde tamire çalışıyorlardı...

Bediüzzaman ve talebelerinin fedekarlığını bu zalimlerle mücadelesini anlamıştım. Bediüzzaman Bitlis’li olduğu için onu görmek hevesi içimde doğdu. Askerliğim de yaklaşmıştı. Nasip oldu, yolumuz Ankara’ya düştü. Ankara’da medrese’ye gidip arkadaşlarla tanıştık. O arada bize on beş gün izin verildi. O on beş gün içerisinde de ben Üstad Hazretlerini ziyaret için Emirdağ’a gittim...

Emirdağ’ına vardığımda namaz vaktiydi. Camiye gittim. Zaten niyetimde talebelerle kaynaşmak, Üstad’ı görmek var. Namazımı kıldım. Caminin avlusundan çıkarken, Üstad’ın bir talebesi yanıma geldi. Demek Üstad talebesine: “Camiye git. Diyarbakır’dan bir öğretmen geliyor. Onu al, gel.” demiş. O genç çocuk bana: “Sen öğretmen misin?” dedi. Evet deyince, gel Üstad seni çağırıyor dedi. Tabi ben şok oldum. Emniyetten biridir dedim. Fakat yüzünde emniyetten olan birinin ifadesi de yoktu. Beraber yürümeye başladık. Üstadın kaldığı eve gelince, üst kata çıktık. Üstad yatağında yatıyordu. Bizi görünce kalktı, doğruldu. Cevşenini yanındaki masaya bıraktı. Gidip elini öptüm. Bazı sualler sordu. Diyarbakır’dan geldiğimi söyledim. Elini başına koydu. Selam alır gibi… Annen, baban var mı? Gibi sorular da sordu. Bir post dışında odada başka bir şey yoktu. Postu işaret ederek üstüne oturmamı istedi...

Ayrılırken Üstad bana: “Kardeşim. Ben seni üç gün misafir edecektim. Fakat şimdi yolda Adnan Menderes ve üç arkadaşı Eskişehir’e gidiyorlarmış. Onlar benimle görüşmek istediler, ben görüşmedim. Şimdi gelirlerse, ziyaretçi kabul ettiğimizi görüp gücenmesinler. Onun için sen şimdi doğru Ankara’ya gideceksin.” dedi. 

Emir verdi. Kalma, git dedi. Ben mecburen gideceğim. Bir de: “ Ben şimdi ancak bana hizmet eden talebelerimle ve iman hizmetinde öğretmenlerle görüştürülüyorum.” dedi. 

“Bu zamanda Deccal öğretmenlerle bu dini yıktı. Ben ümit varım, tekrar öğretmenlerle tamir olacak. Ben öğretmenleri bu zamanda evliya mesabesinde görüyorum.” Diye de ekledi...

Ben bu sözleri bir müddet sakladım. Hani nefse bir iltifat gibi olmasın diye. Sonra baktım ki nereye baksan öğretmen fışkırmış. Hepsi de Üstad’ın talebesi… Muallim, muallim, muallim… Hakikaten onların iman hizmetlerine bizzat şahit oldum…
Anahtar Kelimeler:
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.